Ninja! Link ekle, Site ekle, Arama Motoru, www.bultr.net
Oyunlar --------------------------------------------------------------------------------------------




Sik kullanilanlara ekle


''ANCU'A APSUWARA YIWMIRDZIN'' - Blogcu

''ANCU'A APSUWARA YIWMIRDZIN''

24/4/2007 - APSUWA

Kategori: abhazya
BİR ABHAZYA FOTOĞRAFI
Savaş yok;
Barış da yok;
Gerilim had safhada.

(KAFKAS VAKFI ABHAZYA RAPORU EKİM 2001)

Fehim Taştekin


Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından bağımsızlığını ilan etmiş olmasına rağmen tek taraflı olarak Gürcistan ile federasyon anlaşmasını gündemine alan Abhazya, hiç beklemediği bir anda Gürcü ordusunun saldırısına maruz kaldı.

Bu bakımdan Gürcülerin harekete geçtiği 14 Ağustos 1992 tarihi, Abhazya açısından büyük bir sosyal ve ekonomik yıkımı getirmekle kalmadı, Gürcistan ile yeniden bir araya gelme seçeneklerini de tamamen tüketti.

SSCB içinde Abhazya, Güney Osetya ve Acarya Özerk Cumhuriyetleri ile birlikte federal bir yapıya sahip olan Gürcistan, bağımsızlığa giderken üniter devlet yapısını tercih etti. Bununla Abhazya gibi özerk bir cumhuriyet yapısı yok sayılmış oldu. Buna karşı çıkarak Abhazya'nın egemenliğini ilan eden Abhazya Parlamentosu ise, 1992'de Gürcistan ile federasyon seçeneğini tartışmaya hazırlanırken Abhaz halkı da en azından bu seçeneğe şimdiki kadar uzak değildi.
Hatta Abhaz tarafında bugün Gürcistan Devlet Başkanı Eduard Şevardnadze'nin sıklıkla gündeme getirdiği "Gürcistan içerisinde geniş yetkilerle donatılmış Abhazya" fikriyle neredeyse özdeşleşen federasyon anlaşmasının taslağı hazırlanmıştı. Abhazya'yı tamamen Gürcistan topraklarına katmak için başlatılan hareket 1992 ve 1993 yıllarında binlerce insanın canına mal olduktan sonra Abhaz tarafı da savaş öncesi pozisyonunu terkederek "tam bağımsız devlet" seçeneğini tartışılmaz bir hedef olarak seçti.

İKİNCİ BİR ABHAZ-GÜRCÜ ÇATIŞMASININ YAŞANMAMASI İÇİN...

Bugün Abhazya yeniden bir savaşın eşiğine getirildi. Gürcistan topraklarında üç-dört ay boyunca terörist yapılanma içerisinde olan yaklaşık 500 kişilik silahlı bir grup, 2 Ekim tarihinden itibaren Abhazya'ya olağanüstü günler yaşatmaktadır.

Başından beri sözkonusu grubun Abhazya'ya saldırı hazırlığı içinde olduğuna dair haberleri inkar etmeyi tercih eden Gürcistan, lojistik destek sağladığı yönündeki iddiaları bir kenara bıraksak bile en azından gruba müdahale etmemesi nedeniyle gelişmelerden sorumludur. Kaldı ki Abhaz tarafı grubun Gürcü istihbaratı tarafından desteklendiğine inanmaktadır.

Kodor bölgesinden Abhazya'ya girerek bazı köylere saldırılar düzenleyen grup, bununla da yetinmeyip 9 Ekim'de BM gözlemcilerini taşıyan bir helikopteri düşürmüştür. Ardından Kodor bölgesinin hangi ülkeye ait olduğu tespit edilemeyen ancak Gürcistan'ın Ruslara ait olduğunu söylediği SU-25'lerce bombalanması Tiflis ve Sohum'un savaş pozisyonu almasına yol açarken Rusya da Abhazya sınırlarına asker sevkıyatına başlamıştır. Şu an Abhazya batıdan Gürcistan, kuzeyden Rus ordusuyla çevrelenmiştir.

Gürcistan'ın bu kritik ortamdan yararlanarak Abhazya'ya yeniden girip oldu bittiyle bölgeye yerleşmesi gibi bir çılgınlığa kalkışmayacağı ümit edilmektedir ancak tüm Kuzey Kafkasyalılar bu konuda son derece endişelidir. Çünkü Abhazlar topraklarının, Gürcistan'ın Abhazya ile birlikte SSCB içindeki pozisyonunu belirleyen 1978 Anayasası'nı iptal ederek 1921 anayasasına dönmesinin ardından Abhazya Parlamentosu, 1992'de Tiflis ile ilişkilerin hangi esaslar üzerine olacağını tespit eden federatif bir çözüm önerisini tartışmaya açacağı günün sabahında beklenmedik bir şekilde Gürcistan'ın işgaline uğramasını unutabilmiş değildir. Taraflar arasında büyük bir güven bunalımı söz konusudur. Uluslararası kuruluşların iki ülkenin gözlerimizin önünde savaşa sürüklenmesine seyirci kalmamalıdır.

SÜRGÜN TARİHİ

10. ve 11. yüzyılda Batı Gürcistan'ı da içine alarak genişleyen Abhaz Krallığı 730 yılında kuruldu. Daha sonra Arap, Pers ve Bizans akınlarıyla yüzleşen Abhazya, Osmanlı ve Rusya'nın nüfuz etmek istediği alan olarak Kuzey Kafkasya'nın diğer bölgeleri ile birlikte devlerin kapışmasına sahne oldu. 1555'de Osmanlı, 1810'da da Rusya'nın kontrolüne geçen Abhazya, her şeye rağmen siyasi varlığını sürdürmeyi başardı.

1810'da kendi isteği ile Rusya'nın himayesi altına giren Abhazya, 1864 yılında özerk idare sisteminin ortadan kaldırılmasıyla yeni bir sürecin içine girdi ve 1870'li yıllarda etnik bir felaket yaşadı. Kafkasya'daki savaşlarının Kafkas haklarının aleyhine sonuçlanmasıyla Rusya'nın bölgedeki nüfuzu arttı. Abhaz halkının yarıdan fazlasına tekabül eden 300 bine yakın insan vatanlarını terk ederek Osmanlı topraklarına yerleşti. Abhazya, yerli halkların yurtlarını terk etmesiyle Abhazya'ya başta Gürcüler ve Megreller olmak üzere Rus, Ermeni, Rum, Bulgar, Alman, Eston gibi halklar yerleştirildi.

1886'da yapılan sayıma göre Abhazların oranı yüzde 85.7, Gürcülerinki ise yüzde 6'ydı. Abhazlar 1897'deki nüfus sayımında yüzde 55.3 olarak gözükürken Gürcüler yüzde 24.4'e yükseldi. Abhazlar aleyhine nüfus dengesi ileriki yıllarda da bozulmaya devam etti.

1917'de Rusya'daki Bolşevik ihtilalinin ilk yıllarında siyasi boşluk ve kargaşanın verdiği fırsatla
Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti içinde yer alan Abhazya, bu devletin dağılmasıyla birlikte SSCB'ye dahil olmuş ve 1921'de Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ne dönüşmüştü.

Abhazya'ya asıl darbeyi aslen bir Gürcü olan Stalin vurdu. Abhazya, SSCB dahilindeki 10. yılında yani 1931'de "cumhuriyet"ten "özerk cumhuriyet" statüsüne düşürülerek Gürcistan'a bağlandı. Abhazya, Gürcistan'a bağlanmakla kalmadı göç politikaları ile Abhazlar kendi ülkelerinde azınlık konumuna düşürüldü. 1864 sürgünün ardından nüfusunun büyük bir kısmını diasporaya gönderen Abhazya, 1900'lerde yüzde 55 olan nüfus oranının 1970'lere gelinceye kadar yüzde 18'e düşmesine engel olamadı.

1937-1953 döneminde Gürcistan'ın iç bölgelerinden Abhazya'ya onbinlerce Gürcü yerleştirildi. 1939'da yüzde 30 olan Gürcü nüfusu 1959'da yüzde 39.1'e çıktı. Göç politikası istikrarından bir şey kaybetmeden devam ederken Gürcülerin Abhazya'daki oranı 1970'de yüzde 41'e, 1979'da yüzde 43'e, 1989'da ise yüzde 49'a yükseldi.

TİFLİS KISKACI

Stalin'in 1953'te ölümü üzerine Orta Asya ve Sibirya'ya sürülmüş olan Çeçen, İnguş ve Karaçaylılara yeniden vatanlarına dönme umudu belirirken Abhazlar da kaybettikleri özgürlüklerinden bir kısmına kavuşmuşlardı. Ancak bu birden bire değil yine bir sürecin sonunda gelinen noktaydı. Şöyle ki, Gürcistan'ın Abhazya'yı anayasal kıskaca alma girişimleri ters tepmiş ve çıkan olaylar üzerine yeni bir yasal düzenleme zorunlu hale gelmişti. Tabi bu arada 19. yüzyılda Rusya ile çetin savaşlara girişmiş olan Abhazlar, Gürcistan'ın baskıcı politikaları nedeniyle yeniden Moskova'ya yakın durma eğilimi gösterdi. Çok sayıda Abhaz aydının da desteği ile Abhazya'nın Gürcistan'ın bünyesinden çıkarılması için 1957, 1964, 1967 ve 1978 yıllarında mitingler tertip edildi.

1978'de yaşanan olaylar üzerine 1977'de çıkarılmış olan SSCB'nin yeni anayasası esas alınarak Abhazya ve Gürcistan anayasaları yeniden şekillendirildi. Yeni anayasa eskisine oranla siyasal haklar açısından bir numara daha büyük sayılırdı.

BAĞIMSIZLIK AMA NASIL?

Sovyetler şemsiyesi altında ilişkileri son derece gergin olan Abhazya ve Gürcistan, 1990'dan sonra her an çatışmaya hazır bir duruma geldi. Milliyetçi kanadın lideri Zviad Gamsahurdiya'nın Ekim 1990'da iktidara gelmesinden sonra Gürcistan'da gelişen olaylar, kutuplaşmayı körükledi.
18 Mart 1989'da onbinlerce Abhazın katıldığı bir toplantı sonucunda SSCB'den Abhazya'nın bir zamanlar kaybettiği birlik cumhuriyeti statüsünün iadesi istendi. Temmuz 1989'da 19 kişinin ölümüyle sonuçlanan Gürcü-Abhaz çatışması yaşandı. Bu çatışmalar Tiflis-Sohum ilişkilerini gerginleştirirken Gürcistan'da da milliyetçi yaklaşımların kamçılanmasına neden oldu.

25 Ağustos 1990'da Abhazya'nın kaderini belirleyen egemenlik deklarasyonu yayınlandı. Abhazya Yüksek Sovyeti'nin kabul ettiği deklarasyon Abhazya'yı "akit edilen antlaşmalar temelinde gönüllü olarak SSCB'ye ve Gürcistan SSC'ye devredilen hukuk alanları dışında, kendi topraklarında iktidarın tamamına sahip, egemen, sosyalist bir devlet" olarak ilan ediyordu.

Gorbaçov devriyle birlikte start alan glasnost süreci Abhazya'nın bağımsızlık isteklerini kamçıladığı gibi Gürcistan'da da kaçınılmaz bir sonuç olarak Sovyetler'den kopma süreci işliyordu. Gürcistan glasnost sürecinde 1921'den itibaren alınmış tüm hukuki metinleri iptal etmeye başladı.
Gürcistan Şubat 1992'de cumhuriyetin 1978 Anayasası'nı yürürlükten kaldırarak Sovyet öncesi 1921 Anayasası'na dönme kararı aldı. 1878 anayasasını lağvederek 1921'e geri dönen Gürcistan, Abhazya ile ilişkilerini düzenleyen son belgeyi de böylece hükümsüz kılmış oldu.
SSCB zamanında Abhazya'yı Gürcistan'a bağlayan anayasal metinleri geçersiz sayan Tiflis, çelişkili bir tutumla Abhazya toprağını Gürcistan içinde mütalaa etme eğiliminde olduğunu gösterdi. Abhaz tarafı da buna karşılık Abhaz-Gürcü ilişkilerinin hangi esaslar üzerine yürüyeceğini tespit etmek için Tiflis'e çağrılarda bulundu ancak cevap alamayınca 23 Temmuz 1992'de 1978 Abhazya ÖSSC Anayasası'nı yürürlükten kaldırdı.

BEKLENMEDİK ANDA SAVAŞ

Rusya içinde büyük bir diplomasi tecrübesi olan Eduard Şevardnadze'nin iktidarı yeni bir başlangıç ve umut olarak algılandı. Mart 1992'de Tiflis'e gelen Şevardnadze'nin yaklaşımı "Abhazya meselesinin Tiflis'de çözüleceği" şeklinde olması iyimserlik havasını bozdu. Gürcü lider Abhazya ÖSSC diye bir yapının bulunduğu gerçeğini dikkate almıyordu. Hatta daha önce Tiflis'e yapılan müzakere çağrıları bu dönemde de cevapsız kaldı.

Abhazya, yeni anayasa kabul edilinceye kadar 1925 Anayasası'na dönüldüğünü ilan etmekle birlikte, Gürcistan'la bir antlaşma taslağı hazırlanması için çalışma grubu kurulmasını kararlaştırdı. Ayrıca hukukçu Taras Şamba'nın hazırladığı Abhazya Cumhuriyeti ile Gürcistan Cumhuriyeti arasında egemen devletler olarak karşılıklı ilişkileri düzenleyen bir antlaşma taslağı üç ayrı gazetede yayınlanarak sözkonusu öneriler kamuoyu ile paylaşıldı. Taslağa göre cumhuriyetler "devlet birliği" içinde "federatif ilişkiler" kuracaktı. Anlaşmanın en çarpıcı üçüncü maddesinde "Abhazya Cumhuriyeti, Gürcistan Cumhuriyeti ile gönüllü olarak birleşir ve Gürcistan ve Abhazya anayasalarıyla Gürcistan Cumhuriyeti'nin yönetimine bırakılan yetkiler dışında kendi topraklarında yasama, yürütme ve yargı erklerine tam olarak sahiptir" deniliyordu.
Taslak, Abhazya Yüksek Sovyet'inin gündemine alınmıştı. Hatta Abhaz Parlamentosu 14 Ağustos 1992'daki oturumunda taslağı görüşecekti ancak aynı gün erken saatlerde hesapları altüst eden gelişme yaşandı: Gürcüler Abhazya'ya girdi.

Abhazya 1992-1993 yıllarındaki olayları, devletlerarası savaş olarak değerlendirdi.
Abhazya'nın çok kısa bir süre içinde Gürcistan'a katılacağı zannediliyordu. O zaman Abhazya'da savaşa katılacak olan Kuzey Kafkasya'nın gönüllüler ordusu hesapta değildi. Gürcü çıkarması çok çabuk gerçekleşti ve daha ilk gün hükümet binaları, televizyon merkezi, en önemli ulaşım yolları ele geçirildi. Ancak savaşın ilk gününden itibaren Abhaz tarafı Adıgeler, Abazalar, Çeçenler, Ermeniler hatta Ruslardan oluşan Gürcü karşıtı gönüllüler ordusuyla güç kazanınca ibre ters döndü.

SAVAŞI DURDURMA ÇALIŞMALARI

Abhazya beklemediği bu savaşta beş bin kişiyi kurban verdi. Binlerce insan yaralandı binlercesi de sakat kaldı. Bir yıldan fazla süren savaşın Abhazya'ya verdiği zararın 10 milyar dolara ulaştığı tahmin ediliyor.

Savaş Gürcistan'ın arzu ettiği mecrada gitmeyince Rusya'nın Sohum'a baskı yapması sağlandı. 27 Temmuz 1993'de Soçi'de ateşkes antlaşması imzalandı. Buna göre Gürcü birlikleri ve bütün gönüllüler Abhazya topraklarını terkedecek, Abhaz iktidarı yargı gücünü yeniden kuracaktı. Ancak anlaşmanın pratikte bir karşılığının olamayacağı kısa zamanda anlaşıldı. Taraflar birbirlerine kesinlikle güvenmiyorlardı.

3 Eylül 1992'de Moskova'da Boris Yeltsin, Eduard Şevardnadze ve Vladislav Ardzınba yeniden bir araya geldi. Zorlu geçen görüşmeler bir sonuç belgesinin imzalanmasıyla sona erdi.
Bu belgeye göre ateşkes yapılacak, Gürcü birlikler çekilecek, savaş esirlerinin değişimi ve göçmenlerin dönüşü sağlanacak, Abhazya iktidar organları tüm cumhuriyet topraklarında yeniden organize olacaktı. Ancak ne Gürcüler mevzilerinden çekildi ne de anlaşmanın diğer maddeleri uygulanabildi. Savaş yoğun bir şekilde devam etti.

Gürcistan ile Abhazya'ya aracılık yapan Rusya 16 Eylül 1993'de anayasal sorunlarıyla uğraşırken savaş yeniden başladı. Abhazlar kaybettikleri yerleri teker teker geri alarak 30 Eylül 1993'te bir yıl önce savaşın başladığı İngur nehrindeki Abhazya-Gürcistan sınırına ulaşmayı başardı.
Savaş, Gagra, Sohum, Oçamçıra ve Gal bölgelerin Abhazların denetimine geçmesiyle 30 Eylül 1993'e son buldu.

Gürcistan ve Abhazya arasında karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme ulaşmak için görüşmeler ancak savaşın sona ermesinden iki ay sonra gerçekleşti. İlk raunt 1 Aralık 1993'de Cenevre'de gerçekleşti. Buradaki görüşmeler sonucunda imzalanan "Anlayış Memorandumu" oldukça iyimser bir tablo sergiliyordu.

Taraflar siyasi çözüme ulaşıncaya kadar birbirlerine karşı güç kullanmayacaklar veya kullanma tehdidinde bulunmayacaklardı. "Herkese karşı herkes" ilkesiyle savaş esirlerinin değişimi, göçmen probleminin halledilmesi, Abhazya'nın statüsü gibi konularda tavsiyeler hazırlayacak olan bir uzman grubunun çalışmalar yapması öngörülüyordu.

BİTMEYEN BARIŞ TRAFİĞİ

1993'ten günümüze gelinceye kadar BM ve AGİT'in de dahil olduğu görüşmeler trafiğinde 350'nin üzerinde durak yapıldı ve 400 civarında belge imzalandı.
1 Aralık 1993, 11-13 Ocak 1994 ve 22-25 Şubat Cenevre görüşmeleri, 7-9 Mart New York görüşmesi iki taraf arasındaki anlaşmazlığın görüşmeler yoluyla halledilmesi yönünde görüş birliğiyle son buldu.

29-31 Mart 1994 Moskova görüşmelerinde Abhazya'yı terkeden mültecilerin geri dönüş prosedürleri üzerine konuşuldu.

4 Nisan 1994 Moskova'da BM Genel Sekreteri'nin Gürcü-Abhaz sorununa ilişkin özel temsilcisi E. Burunner, Rusya temsilcisi B. Postukhov, AGİT temsilcisi V. Manno'nun gözetiminde biraraya gelen taraflar politik çözüm yolunu benimserken ayrıca mültecilerin geri dönüşü konusunda BM Mülteciler yüksek Komiserliği'ne yetki devrinde bulunuyordu. Burada Gürcistan-Abhazya anlaşmazlığının siyasi çözüm tedbirleri hakkında bildiri yayınlandı. Bu aşamada taraflar dış politika ve dış ekonomik ilişkiler, sınır hizmeti, gümrük hizmeti, enerji, ulaşım, haberleşme, ekoloji ve doğal afetlerin sonuçlarının giderilmesi, insan ve özgürlüklerinin yanısıra ulusal azınlık haklarının sağlanması alanlarında ortak faaliyet için mutabakata vardılar.

Sınırdaki güçlerin geri çekilmesine ateşkes sürecinin devam etmesine ve sınırdaki güçlerin geri çekilmesine ve tampon bölge oluşturulmasını öngören görüşmeler ise 14 Mayıs 1994'te Moskova'da, yine görüşmelerin devamına karar verilmesiyle sonuçlanan Şevardnadze-Ardzınba görüşmesi ise 14 Ağustos 1994'te Moskova'da gerçekleşti.

31 Ağustos 1994 Cenevre görüşmesi ise Gürcü askerlerin Kodor'u terketmelerini öngörüyordu. Ayrıca savaşa katılanlar ve suç işleyenler hariç Abhazya'yı terkedenlerin Gal bölgesine dönmesini uygun gören bir anlaşmaya varıldı. 16 Eylül 1994'te iki ülke liderleri Novy Afon'da buluşarak eskiden alınan kararların geçerliliği yinelerken Transkafkasya Demiryolu'nun yeniden canlandırılması üzerinde duruldu.

Sohum'da 17 Eylül 1994 tarihinde yapılan görüşmelerde ise Gürcüler Kodor'u terkedinceye kadar geri göç işlemlerinin durdurulmasına karar verildi.

Şevardnadze-Ardzınba arasında 19 Eylül 1994'te Soçi'de yapılan görüşmede Yeltsin de bulundu.
1997'de Gürcistan'a federasyon öneren Abhazya, 1992'de olduğu gibi olumlu yada olumsuz cevap alamayınca teklifini geri çektiğini açıkladı.

26 Mayıs 1998'de yeni bir savaş provası yapıldı. Abhaz tarafının Tiflis destekli dediği silahlı Gürcü gruplar Gal bölgesini işgal etmeye kalkınca çatışmalar çıktı ve Gürcistan ile beş yıl sonra yeniden savaşın eşiğine gelindi. Bu saldırı iyi gitmeyen Gürcü-Abhaz diyaloguna darbe vurdu ancak BM, AGİT ve Rusya'nın arabuluculukları sonucu 16-18 Ekim 1998'de Atina'da ardından 7-9 Haziran 1999'da İstanbul'da ve 15-16 Mart 2001'de Yalta'da taraflar biraraya geldi. Bu toplantılarda da daha önce karara varılıp da yürürlüğe konamamış hususlar tekrar masaya yatırıldı, geçmiş teyit edildi.
Abhazya 3 Ekim 1999'da referanduma giderek bağımsızlık yönünde oy kullandı.

2001 bahar ve yaz aylarını karşılıklı rehine krizleriyle geçiren Abhazya ve Gürcistan, kısa bir süre öncesine kadar barış görüşmelerinin yeniden başlaması için ılık bir ortam oluşmuşken birden bire ibre savaştan yana döndü. 1 Ekim'de Pazartesi günü geleneksel radyo konuşmasında Gürcistan lideri Eduard Şevardnadze, Sohum'u ziyaret etmekten bahsedince başta bölgedeki BM temsilcisi Dieter Boden olmak üzere çeşitli çevreler Gürcistan-Abhazya yakınlaşmasından olumlu sonuç çıkacağına dair umutlar beslemeye başlamışlardı. Ama hesapta olmayan gelişmeler her iki tarafı da 1992'nin eşiğine getirdi.

Yani yeniden savaş rüzgarları esmeye başladı.

ABHAZYA'YI ÖLÜME MAHKUM EDEN AMBARGO

Gürcistan, planladığı gibi Abhazya'yı çok kısa zamanda kendine bağlamayı başaramadı ve 1994'de yaşanan yoğun diplomasi trafiği fiyasko ile sonuçlandı. Ancak Gürcistan başlattığı diplomatik girişimler sonucu 1995'te Abhaz halkını açlıkla imtihan eden ambargo karanının Bağımsız Devletler Topluluğu tarafından kabul edilmesini sağladı.

Amaç Abhazya'yı tüm dünyadan soyutlayarak Tiflis'in istediği çizgiye çekmekti. Ancak hala devam eden ambargo Abhazya'yı çok yıpratmış olmakla birlikte Gürcistan da istediği sonucu tam olarak elde edemedi.

Abhazya, ambargo nedeniyle ihraç krizine girdiği gibi ihtiyaç duyduğu ürünleri ithal etmesi de ağır şartlara bağlandı.

Bugün Abhazya, bolca ürettiği narenciye ürünlerini bir adım ötedeki Soçi pazarına götürebilme imkanına sahip değil. Yer altı ve yerüstü zenginliklerini dünya pazarlarına gönderemeyen Abhazya en temel ihtiyaç maddesi olan ilaçları bile dışardan getirmekte zorlanıyor.
İletişim ve seyahat özgürlüğüne darbe

İletişim çağında Abhazya, "İletişim açlığı"na da mahkum edildi. İletişim altyapısı tamamen Gürcistan'a bağlı olan Abhazya'da telefonla irtibat kurmak, mektup göndermek ve telgraf çekmek büyük sorun. Uluslararası hat sayısı son derece sınırlı. Ve Moskova yada Tiflis istemediği zaman
Abhazya'ya ulaşmak ya da Abhazya'nın dünyaya ulaşması çok zor.

Karayolu çıkışları askeri denetim altında tutulan Abhazya'nın dünyaya açılan pencereleri yani Karadeniz'deki limanları da kontrol altında. Abhazya'nın üzerindeki ulaşım ambargosu ekonomik açıdan darbe etkisi yapmanın yanısıra dünya ile klasik iletişim kurulmasının önünde de en büyük engel.

Defacto bağımsız bir devlet olarak Abhazya'nın kendi vatandaşlarına verdiği belgelerin diğer devletler tarafından geçersiz sayılması nedeniyle seyahat özgürlüğü diye bir şeyden söz etmek de mümkün değil. Abhazya kendi vatandaşını herhangi bir belge, kimlik veya pasaport ile Abhazya dışına gönderemiyor.

İstenildiği zaman Abhazya Başbakanı'nın bile başka bir ülkeyi ziyaret etmesi resmi prosedürler gereği rahatlıkla engellenebilir.

Çok görülen gıda yardımları

Savaş sırasında ve sonrasında Abhazya uluslararası yardım kuruluşları tarafından gönderilen yardımlardan da yeterince yararlanma fırsatını yakalayamadı. Uluslararası insani yardım kuruluşları ve devletler tarafından bölgeye gönderilen gıda, ilaç ve diğer ekonomik yardımlar Gürcistan'dan öteye geçemedi. Tiflis'in yardımlar konusunda savaşın asıl mağduru Abhazya'ya karşı engelleyici bir rol üstlendiği biliniyor.

Diplomasi açmazı

Daha adaletsiz olanı ise diğer devletler tarafından resmen tanınmış bir Gürcistan karşısında, Abhazya'nın kendini uluslararası platformlarda savunacak imkanlara sahip olmamasıdır. Bu Abhaz tezlerinin de başka ortamlarda paylaşılması şansını azaltıyor. En azından Abhazya'nın kendini savunma hakkından yoksun olduğunu söylemek abartılı sayılmaz. Bu nedenle de Gürcistan'ın uluslararası diplomasi açısından dünya kamuoyunun yönlendirmedeki fırsatları Abhazya'nın aleyhine bir süreci işletmektedir.

Bu en fazla göçmenlerin geri dönüş polemiğinde kendini hissettiriyor. Abhazya şimdiye kadar geri dönüş süreci içinde 70 bin kişinin terkettikleri topraklarına yeniden yerleştirildiğini dünyaya anlatma şansına sahip olamadı.

MÜLTECİ SORUNU

Gürcü-Abhaz savaşından sonra Abhazya'dan ayrılan göçmenlerin sayısı ve geri dönüş koşulları üzerinde en fazla fırtınalar koparılan bir konu. Abhazya'nın argümanına göre savaş sonrasında sayıları 220 bin olduğu belirtilen göçmenlerden 70 bini anlaşmalar çerçevesinde geri döndü. Bunu Barış Gücü Komutanlığı da teyit ediyor. Gürcü yönetiminin iddiasına göre günümüzde göçmenlerin sayısı 320 bin. Buna karşı Abhazya 1989 sayımında Abhazya'da yaşayan Gürcü nüfusun 239 bin olarak tespit edildiğini hatırlatarak rakamların abartılı olduğunu savunuyor. Abhaz tarafına göre, Tiflis 1994'de varılan mültecilerin peyderpey dönmesini öngören anlaşmayı bir kenara iterek toplu dönüşü savunuyor ve böylece mülteci sorununun çözümünü geciktiriyor. Aynı zamanda Gürcistan çözüme kavuşmamış mülteci meselesini Sohum aleyhine uluslararası platformda koz olarak kullanıyor. Bir iddia da şöyle: Gürcistan BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nden daha fazla yardım alabilmek için mültecilerin sayısını kasıtlı olarak yüksek gösteriyor.

Sohum, Tiflis'in Abhazya'dan ayrılmayan Gürcüleri hesaba katmadığını ve bu rakamın yaklaşık 40 bin civarında olduğuna vurgu yapıyor. Bunun yanısıra 2 bin civarında Svan'ın şu an Abhazya'nın kontrolünde olmayan Kodor vadisinde bulunduğu, 20-30 bin civarında Gürcünün de savaş sonrasında yerleştikleri Rusya'nın çeşitli bölgelerinde yaşamaya devam ettiği hususu göçmen sorununun dikkate alınmayan yönlerini teşkil ediyor.

1994'te göçmenlerin geri dönüşüyle ilgili olarak Gürcistan, Abhazya, Rusya Federasyonu ve BM temsilcileri tarafından imzalanan anlaşma şunu öngörüyordu.

"Yer değiştiren kişilerin tutuklanma, alıkonma, hapis ve cezai kovuşturmaya uğrama riski olmadan barış içinde dönme hakları vardır. Bu dokunulmazlık şu durumlardaki kişiler için geçerli değildir: Askeri suçlar veya insanlığa karşı suçlar işlediğine, ağır cürüm işlediğine, daha önce muharebe faaliyetlerine katıldığına, günümüzde ise Abhazya'da muharebe faaliyetlerine hazırlanan silahlı oluşumlar içinde bulunduğuna dair ciddi işaretler varsa."

Ancak antlaşmanın maddeleri pratikte işlemiyor, problemin kendisi ise kısır tartışmaların konusu olarak kalmaya devam ediyor. Tiflis, göçmenlerin savaştan önce yaşadıkları yerlere hızlı bir şekilde mutlaka toplu olarak dönmesinden yana.

Abhazya ise antlaşma maddelerinin tam olarak uygulanmasındaki ısrarını sürdürüyor. Herşeyden önce Sohum Abhazlara karşı silahlı çatışmalara girmiş kişilerin dönüşüne sıcak bakmıyor.
Gürcistan'ın amacı Gürcülerin savaş öncesi Abhazya'daki demografik üstünlüğünü yeniden elde etmek. Abhazya göçmen sorununun tüm sorunlardan bağımsız olarak ele alınmasını isteyen Gürcistan'ın yaklaşımına karşılık "Göçmen sorunu bütünün bir parçasıdır. Gözmen sorunu kalıcı siyasi bir çözüm ile birlikte düşünülmelidir" fikrinden hareket ediyor. Şevardnadze'ye göre ise, göçmenlerin geri dönüş sorununu "asıl problem"dir ve bu sorun halledildikten sonra diğer sorunlara sıra gelir.

Abhazya için acil olarak yapılması gerekenlerden biri de seyahat hürriyetinin sağlanmasıdır. Giriş-çıkışlardaki zorluklar nedeniyle diasporadaki Abhazlar anavatanlarındaki akrabalarıyla ilişkiler geliştirme şansına sahip değiller. Yurt dışına öğrenci gönderilebilmesi, ticari ilişkilerin kurulması ambargonun kalkmasına bağlıdır.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/4/2007 - ABHAZYA

Kategori: abhazya

" Bizim hepimizin neden kardeş olduğumuzu ve bize neden Türk denildiğini herkese öğretmek, herkese açık, berrak ve sağlam bir millet ve milliyet bilincini inşa etmek ihtiyacındayız. Bilmeyenleri kınayamayız, bildirmek borcumuzdur, vazifemizdir."

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

ABHAZYA

300 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu'nun adil yönetimi altında güvenli bir dönem yaşayan Abhazlar, yaklaşık 100 yıldır yaşamlarını komünist zulüm altında sürdürmekteler. Günümüzde bağımsızlık mücadelesi veren Abhazlar, Rus ve Gürcü ordularının kuşatması altında...

Orta Asya'da lider ülke olma hedefindeki Türkiye'nin Kafkaslar'daki karmaşaya dur demesi başta Kafkas Müslümanları olmak üzere, tüm Türk Dünyası'nda büyük etki yapacaktır. Bölge halkıyla tarihsel, kültürel ve dini bağları bulunan Türkiye, Türk birliği yolunda eline geçen bu tarihi fırsatı en iyi şekilde değerlendirecektir.

HARUN YAHYA

13. yüzyılda Moğollar, önce Selçuklu Devleti'ni yıkmış, daha sonra Gürcistan'ı yağmalamışlardı. Bu olaylar sonucunda Gürcistan'daki yönetim çökmüş, devlet Abhaz ve Gürcü prenslikleri olarak ikiye bölünmüştü.

16. yüzyılda Kafkaslar'a gelen Osmanlı Ordusu'ndan etkilenen Abhazlar, İslamiyet ile tanışmışlar ve yaklaşık 300 yıl Osmanlı İmparatorluğu'nun adil idaresi altında güvenli bir yaşam sürmüşlerdi. Ancak Abhazya topraklarındaki Osmanlı egemenliği, 1810 yılında Rus saldırıları nedeniyle sona erdi. 1864 yılına kadar süren Kafkas-Rus Savaşları, bütün Kafkaslar'a olduğu gibi, Abhazya'ya da felaket getirdi. 1877 yılında başlayan Osmanlı-Rus Savaşı'nın etkisi Kafkaslar'da da görüldü ve Abhazya toprakları dünya tarihinin en büyük kıyımlarından birine sahne oldu. Bu savaş sırasında, binlerce Abhazyalı Müslüman Osmanlı topraklarına sığındı.

Abhazya Topraklarında Komünist Zulüm

1917 Bolşevik Devrimi'nden sonra komünist bir yönetim altına giren Abhazlar, 31 Mart 1921'de "Bağımsız Abhazya Cumhuriyeti"ni ilan ettiler. Stalin başkanlığındaki Komünist Parti Merkez Bürosu, Bağımsız Abhazya Cumhuriyeti'ni tanımadıklarını ve Abhazlar'ın Gürcistan Sosyalist Cumhuriyeti'nin sınırları içinde kalması gerektiğini bildirdi. Abhaz halkının tüm direnişine rağmen Abhazya, başlangıçta bir federasyon statüsündeyken, 1922 yılında Gürcistan'a bağlandı.

Stalin yönetiminin baskı ve soykırım uygulamaları karşısında, Abhazya toprakları bölge Müslümanları açısından yaşanamaz hale getirildi. Bir gece içinde, binlerce Abhaz köylerinden çıkarılarak götürüldü. Başta aydınlar olmak üzere, Müslümanlar kurşuna dizildi. Yine aynı yıllarda, Abhaz dili yasaklandı, tarihi, İslami ve kültürel bilinci tamamen yok edildi. Yeni doğan çocuklara Rus ve Gürcü isimleri verildi ve her türlü İslami eğitim yasaklandı.

1937-1955 yılları arasında, yüzlerce Gürcü aile zorunlu olarak Abhazya topraklarına yerleştirildi. 2. Dünya Savaşı sonrasında Abhaz okulları tamamen kapatılarak, Gürcüce ve Rusça eğitim yapan okullar açıldı. Kendisi de Gürcü olan Stalin 1948 yılında bölgeye geldikten sonra Abhazlar'a karşı sistemli bir soykırım uygulayan Gürcülere destek verdiğini açıkladı.

1951 yılına gelindiğinde Abhazya'daki tüm yerleşim birimlerinin adı değiştirilmişti. Abhazlar'a milli ve İslami kimliklerini hatırlatacak her türlü hakları elinden alınırken, Abhazlar'da tepki ve huzursuzluk halk hareketlerine dönüşmüştü. Ancak tüm ayrılık hareketi, Gürcistan Komünist yönetimi tarafından şiddet ve baskıyla susturuldu.

SSCB'nin Dağılmasının Ardından...

25 Ağustos 1991'de Abhazya Özerk Cumhuriyet Parlamentosu'nda yapılan oylamada, 72 milletvekilinden 70'inin verdiği oylarla Abhazlar tüm dünyaya bağımsızlıklarını duyurdular. 23 Temmuz 1992'de Abhazya Özerk Cumhuriyeti'nin almış olduğu tarihi karar dünyaya şu şekilde duyuruldu:

"Abhazya Özerk Cumhuriyeti'nin 1978 anayasası geçersizdir. Yeni anayasa kabul edilinceye kadar, 1921 anayasası yürürlükte olacak ve şu an yürürlükte olan yasama, yürütme ve yargı sistemi aynen muhafaza edilecektir."

SSCB'nin dağılmasının ardından, Gürcistan'da iktidarı ele geçiren askeri yönetim de, 1978 anayasasını yürürlükten kaldırarak 1921 anayasasına dönme kararı almıştı. Bu anayasada ise, Abhazya'nın Gürcistan'a bağlı olduğuna dair hiçbir hüküm bulunmamaktaydı. Böylece Abhazya'nın Gürcistan'daki fiili varlığı kendiliğinden sona ermiş oluyordu.

Ancak bu bağımsızlık ilanı, Gürcistan yönetimi tarafından hiçbir gerekçe gösterilmeden reddedildi. 14 Ağustos 1992'de, Gürcü ordusu bağımsızlığını ilan eden Abhazya topraklarını işgal etti. 1,5 yıl süren savaşın sonunda, 30 Eylül 1993 yılında, Abhazlar Gürcüleri topraklarından attılar ve fiili olarak bağımsızlıklarını ilan ettiler. Gürcülerin yenilgiye uğraması üzerine, Rus askerlerine Gürcistan'da üs kurma izni verildi. 1996 yılından bu yana Müslüman Abhazlar karadan ve denizden ambargoya tabi tutuluyor.

Yaklaşık 200 yıldır yapılan tüm baskı ve soykırım uygulamalarına rağmen milli ve manevi değerlerinden taviz vermeyen Abhazya Müslümanları, yaklaşık 300 yıl bölgede hüküm süren Osmanlı adaletini hiçbir zaman unutmadılar. Osmanlı İmparatorluğu'nun Kafkaslar'a ayak basmasıyla İslamiyet ile tanışan Abhazlar, İslamiyet'ten aldıkları güçle bağımsızlık mücadelesine devam ediyorlar.

İnsanlar, kimi zaman, yaşadıkları sorunlara çözüm ararken, sorunun asıl kaynağına değil de, sadece görünürdeki sebeplerine yönelmekle yetinirler. Yüzeysel tedbir ve yöntemlerle bu sorunu ortadan kaldırmaya çalışırlar. Ancak böyle bir yaklaşımla kökü derinde olan sorunlardan kurtulmak pek mümkün olmaz. Bu bakımdan hastalığın çapını teşhis edebilmek, tedavi için uygulanacak yöntem ve alınacak tedbirlerin keskinliği açısından büyük önem taşır.

Dünya genelinde, yıllardır azalmayan terör olaylarının, anarşist faaliyetlerin ve kanlı eylemlerin birçoğunun ortadan kaldırılamamasının nedeni de, çözüm için yanlış teşhis ve tedavi yöntemleri uygulanmasıdır. Bu olaylar şimdiye kadar geçici yöntemlerle bastırılmış olsa da, tarih boyunca sık sık tekerrür etmesiyle milyonlarca insanın kabusu haline gelmiştir. Dolayısıyla bu kabusa son vermek ve kesin bir çözüm elde edebilmek için öncelikle bu sıkıntılara sebep olan ideolojilerin fikri temellerinin yıkılması gerekmektedir.

Senelerdir sayısız yalanla ve sahtekarlıklarla ayakta tutulmaya çalışılan ve halka sürekli yeni propaganda yöntemleriyle aşılanan Darwinizm, insanlığa kan, acı ve gözyaşından başka bir şey getirmemiş olan komünizm, anarşizm, faşizm gibi ideolojilerin fikri dayanağı olmuştur. Günümüzde de bir takım materyalist çevreler, kendi çıkarlarını korumak uğruna, bu sahtekarlığa çanak tutarak, bu yalanın propagandasını son derece organize bir şekilde sürdürmektedirler.

Darwinizm, öne sürdüğü iddialar tamamen bilimdışı olmasına rağmen, sürekli gündemde tutulmaya çalışılmaktadır. Bunun asıl nedeni, din düşmanı ideolojilerin, felsefelerinin temelini bu teori üzerine kurmuş olmalarıdır. Başta komünizm olmak üzere, dine karşı olan pek çok ideolojinin kurucusunun, evrim teorisinin ateşli savunucuları olması, aslında bu önemli gerçeği bir kez daha ispatlamaktadır.

Örneğin dine ve manevi değerlere karşı olan tutumuyla tanınan Marx için cevaplanması en zor soru, "canlılığın nasıl meydana geldiği" olmuştur. İşte bu noktada Darwin'in evrim teorisi, Marx için adeta bir kurtarıcı görevini üstlenmiştir. Charles Darwin evrim teorisiyle, doğada ancak güçlü olanın ayakta kalabildiği bir sistemin hüküm sürdüğünü iddia ederken, Marx da sınıflar arası mücadele savını kendince bilimsel bir zemine oturttuğunu düşünmüştür. Böylece bu gerçek dışı teori, diyalektik materyalist felsefenin ve ateizmin en temel dayanak noktası haline gelmiştir.

Bunun yanı sıra, evrim teorisi, birçok zalim yöntemin, çok insafsızca uygulamaların dünya üzerinde sahne bulmasında da etkin olmuştur. İnsanları "evrim geçirmiş bir hayvan" olarak değerlendiren bu zihniyetin doğal bir sonucu olarak, vahşi ve insanlık dışı zulümler de sahte bir dayanak bulabilmiştir. Kısacası, bazı çevrelerin, zaman içerisinde sayısız bilimsel bulguyla geçersizliği defalarca ortaya konmuş bu köhne teorinin arkasında durmakta bu denli ısrarlı olmaları tamamen ideolojik nedenlerdir.

Bilindiği gibi Darwinizm tüm kainatın başıboş, kör tesadüflerle bir takım rastlantılar sonucunda meydana geldiğini iddia eder. Bu saçma iddiaya göre, yeryüzünde canlılık, ilkel dünya koşullarında bir gün rastgele bir hücrenin oluşmasıyla ortaya çıkmıştır. Yine evrim teorisinin yalanlarına göre daha sonra bu hücrenin gittikçe çoğalıp, tesadüfen kusursuz kombinasyonlarla birleşmesiyle çiçekler, ağaçlar, birbirinden değişik yüz binlerce tür hayvan ve en son olarak da insan meydana gelmiştir. Kısacası bu teori dünyada yaşayan tüm canlıların, kusursuzca işleyen son derece intizamlı ve bir o kadar da karmaşık düzenlerin tesadüfen meydana geldiklerini öne sürer. Kuşkusuz bu, hem akıl ve mantık dışı, hem de son derece bilimdışı bir açıklamadır.

Darwinist propaganda ile beslenen materyalizm ve komünizmin bedeli, tüm dünya ulusları tarafından çok ağır ödenmektedir. Var olan bu tehlikeyi görmezlikten gelmek, mağdur edilen, zulme uğrayan ve halen de bu acıların kalıntılarını yaşayanları, bu mücadelede yalnız bırakmanın, vicdana sığacak bir yaklaşım olmayacağı açıktır. Bu konuya gösterilecek hassasiyet, herkesin vicdani sorumluluğudur ve çok büyük bir aciliyet arz etmektedir.

SORUNUN KAYNAĞINA İNEBİLMEK

16. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun bölgeye adım atmasıyla birlikte İslamiyet'le tanışan Abhazlar, Türkiye'ye karşı büyük yakınlık duyuyor. 1810 yılında Ruslar tarafından işgal edilen bu topraklarda yaklaşık 200 yıldır bağımsızlık mücadelesi veriliyor.

Abhazya'nın Türkiye İçin Önemi

Gürcü ve Rus yönetiminin, Abhazya topraklarında uygulamakta olduğu acımasız ambargo, Türkiye'yi yakından ilgilendirmektedir. Kafkaslar ve Abhazya'daki halklarla Türkiye arasında vazgeçilemeyecek kadar önemli tarihi, dini ve kültürel bağlar söz konusudur.

Gürcistan'ın Abhazya topraklarını işgalinin başarısızlığa uğramasının ardından, Gürcü ve Rus birliklerinin karadan ve denizden en temel ihtiyaçlar da dahil olmak üzere ambargo uyguladığı Abhazya, BM'e başvurarak konuya kalıcı bir çözüm getirilmesini istedi. Ancak bu konuda BM tarafından herhangi bir adım atılmadığı gibi, BM tarafından Abhazya yönetimine gönderilen uyarı mektubunda, Abhazya Cumhuriyeti'nde özgür şekilde bir parlamento seçiminin yapılmasının bölge barışına büyük zararlar getireceği belirtiliyor.

Acımasız Ambargo

Çeçenistan sorununu bahane eden Ruslar, Kafkas Cumhuriyetleri'nin sınırlarına ambargo koymuştur. Gerekçe ise, diğer Kafkas Cumhuriyetleri'nin Çeçenler'e yardım etmesini önlemek... Bugün Abhazya'ya sadece ekonomik alanda değil, ulaşım, haberleşme, seyahat özgürlüğü, insani yardım, diplomatik ve hukuk alanlarında şiddetli bir ambargo uygulanıyor. Dolayısıyla Abhazlar, sadece ürettikleri mallarla yetinmek zorunda bırakılmak istenirken, yurt dışına mal ihraç etmesine ve yurt dışından ilaç da dahil olmak üzere, en temel ihtiyaç malzemelerini dahi ithal etmesine izin verilmiyor.

Gürcü ve Rus yönetiminin Abhazya topraklarında uygulamakta olduğu acımasız ambargo, Türkiye tarafından da tepki ile karşılanıyor. Kafkaslar ve Abhazya'daki halklarla Türkiye arasında vazgeçilemeyecek kadar önemli tarihi, dini ve kültürel bağlar söz konusudur. Bunun yanında, Kafkas kökenli vatandaşlarımız bu haksız uygulamalar ve ambargolar karşısında büyük rahatsızlık duyuyor. Türkiye'nin ve ülkemizde yaşayan Kafkas kökenli vatandaşlarımızın, bölgeye gönderdiği yardımların tümü, Gürcistan'ın bölgede uygulamakta olduğu acımasız ambargolara takılıyor. Türkiye, bu sorunun çözümü için, 7-9 Haziran 1999 tarihleri arasında, Gürcistan ve Abhazya temsilcilerinin de katıldığı bir konferans düzenledi ve barış sürecine katkıda bulunmak amacıyla tarafları bir araya getirdi. Ancak Türkiye'nin girişimleri, Gürcistan Hükümeti'nin uzlaşmaz tutumu yüzünden sonuçsuz kaldı.

Abhazya'nın Türkiye İçin Önemi

1877 yılındaki Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, Abhaz Müslümanların büyük çoğunluğu yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan sınır dışı edildiler. O tarihte 128 bin olan Abhazya nüfusunun büyük kısmı Osmanlı topraklarına göç etti ve Abhazya topraklarında sadece 20 bin civarında Abhaz kaldı. Rus ve Gürcü işgalleri ile komünist zulüm döneminde, Abhaz Müslümanlara sadece Türkiye kucak açmış ve Abhazlar Türkiye'yi adeta ikinci vatan olarak görmüşlerdi.

Bugün Türkiye'de, yaklaşık 5 milyon civarında Abhazya kökenli Müslüman yaşamaktadır. Ülkemizdeki Abhazya kökenli vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu, kendilerini Türk olarak hissetmekte, çocuklarına Türk isimleri koymakta, ve Türk örf ve geleneklerine göre yetiştirmektedirler. Bu gerçekler gözönünde bulundurulduğunda, Abhazya'nın ve Kafkas topraklarının Türkiye için önemi bir kat daha artmaktadır. Abhazya kökenli vatandaşlarımız, son yıllarda uluslararası alanda başlatmış oldukları Kafkaslar'ın bağımsızlığı mücadelesini, Türkiye'den yürütmekte ve bu mücadelelerinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nden büyük destek görmektedirler. Türkiye, geçmişte olduğu gibi, bugün de, ortak tarihi ve dini değerleri paylaştığı, kendilerine anavatan olarak Türkiye'yi benimseyen Kafkas Müslümanları'na destek vermeye devam edecektir.

ABHAZYA PARLAMENTOSU'NUN 15.10.1997 TARİHLİ KARARI:

Sovyet Rusya'nın dağılmasının ardından, vatanlarından sürgün edilen Abhazlar, topraklarına geri dönebilmek için uluslararası alanda bir mücadele başlattılar. Bu çerçevede Abhazya Parlamentosu, 1997 yılında bir karar aldı. Bu tarihi kararda şu ifadelere yer verildi:

1. 20. yüzyılda Abhaz halkının sürgünü, ağır bir insan hakları ihlali ve soykırım olarak kabul edilmelidir.

2. 28 Haziran 1951, BM. Genel Kurul Konvansiyonu uyarınca 20. yüzyılda sürgün edilen Abhaz (Abaza) halkı mülteci statüsüne sahip olmalıdır.

3. Sürgün edilen Abhaz (Abaza) halkının torunlarının anavatanlarına geri dönüş istekleri koşulsuz kabul edilmelidir.

4. Geriye dönmek isteyen Abhaz (Abaza)'lara her türlü insani, hukuki ve politik desteğin BM, AGİT, BDT ve Çarlık Rusya'sı ile SSCB'nin yasal varisi Rusya Federasyonu'nca sağlanması ve bu tarihi hatanın düzeltilmesi için gerekli çabanın gösterilmesi.

5. Abhazya Parlamentosu Hukuk Komitesi ile Parlamentolar ve Yurt dışındaki Soydaşlarla İlişkiler Komitesi, geriye dönüşle ilgili konularda her türlü yasal düzenlemeyi yapmalıdır.

6. Devlet başkanına ve bakanlar kuruluna, ülkenin iç ve dış politikalarını belirleyici çalışmalarında, 20. yüzyılda sürülen insanların, geriye dönüşlerini kolaylaştırıcı çözümleri göz ardı etmemelerini ve yurt dışında yaşayan soydaşlarımızın geriye dönüşleri için geniş kapsamlı bir program kabul etmelerini öneririz.

7. Parlamentomuz, bunun dışında, yerel yönetimlere, siyasi partilere, sivil toplum örgütlerine ve özel kuruluşlara, bu geriye dönüş projesine, politik, ekonomik, psikolojik ve moral desteği vermeleri için çağrıda bulunur.

8. Karar yayımlandığı andan itibaren radyo ve TV aracılığıyla da halka duyurulur

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/4/2007 - BAYRAK

Аҧсны Aҳәынҭқарра
Apsnı Ahuıntkarra
Bayrak Amblem

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/4/2007 - GÜRCİSTAN’IN ABHAZYA’YA YENİDEN SALDIRACAĞINA DAİR Y

Kategori: abhazya

DEĞERLİ KOMUOYUNA

GÜRCİSTAN’IN ABHAZYA’YA YENİDEN SALDIRACAĞINA DAİR YOĞUNLAŞAN SPEKÜLASYONLAR ÜZERİNE BİR ÖN UYARI VE DEĞERLENDİRME

 

KAFKAS ABHAZYA DAYANIŞMA KOMİTESİ OLARAK; DEVLETİMİZİ, TÜRK KAMUOYUNU, CAMİAMIZI, BASIN VE YAYIN KURUMLARINI–BAŞTA, AB, BM VE AGİT OLMAK ÜZERE ULUSLARARASI ÖRGÜTLERİ OLASI BİR TRAJEDİYİ ÖNLEMEK İÇİN GEREKLİ SORUMLULUKLARI ÜSTLENMEYE DAVET EDİYORUZ.

 

Kafkasya’nın müstesna köşelerinden biri olan Abhazya, 1992-1993’teki savaşın ardından Gürcistan’la kalıcı bir barış anlaşması sağlamayı umarken Tiflis’teki Amerikan destekli iktidar değişimiyle birlikte sorunu güçle çözme arayışlarının yeniden ağırlık kazandığına dair gelişmeler yaşanmaktadır. Abhaz-Gürcü savaşıyla birlikte Kafkas kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve sivil toplum örgütleri tarafından kurulmuş olan Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi, Gürcü yönetiminin Abhazya’yı Gürcistan’a katmak için 1992’de hapisteki mahkumları salıvermek suretiyle oluşturulan düzensiz gruplar ve milliyetçi çetelerle kalkıştığı işgal macerasını bu sefer Amerikan desteğiyle teşkil edilen ordu birlikleri ve sözde yasadışı paramiliter güçlerle deneyeceğine dair elde edilen bilgiler nedeniyle kaygılarını dile getirme ihtiyacı hissetmiştir.

 

Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi, savaş sırasında Abhazya ile Türkiye’de sayıları 7 milyonu bulan Kafkas diasporası arasında köprü vazifesi gören, resmi makamlar arasında koordinasyon ve bilgi akışını sağlayan, savaş bitiminden bugüne kadar bu misyonunu eksiksiz devam ettiren sivil bir inisiyatiftir. Komite yalnız Abhazya değil Çeçenistan, Güney Osetya ve Kafkasya’nın diğer sorunları hakkında her kademedeki devlet ve hükümet yetkilileri, ilgili büyük elçilikler ve temsilcilikler, dünyadaki sivil toplum kuruluşları ve resmi organizasyonları bilgilendirme misyonunu icra etmektedir.

 

Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi, bu özel misyonu gereğince, Gürcistan'ın en geç önümüzdeki bahar aylarında Abhazya Devleti'ne silahlı saldırı başlatacağına ilişkin son zamanlarda çeşitli iç ve dış yayın organlarında ve özel bilgi kaynaklarında yer alan spekülasyonları paylaşma gereği duymuştur.

 

Komite olarak, Gürcistan tarafından haksız ve hukuki dayanakları olmaksızın başlatılacak böyle bir askeri hareketin ne gibi acı ve olumsuz sonuçlar doğurabileceğini, ayrıca böyle bir savaşın hiç bir şekilde barışı sağlamayacağını açıkça ifade etmek istiyoruz.

 

GÜRCÜ YÖNETİMİNİN UZLAŞMAZ TUTUMU

 

Abhazya ile Gürcistan arasında bugüne dek barışın sağlanması için ciddi bir ortamın oluşmadığı bir gerçektir. Malum olduğu üzere; 14 Ağustos 1992'de başlayan savaş, 30 Eylül 1993'de Gürcülerin yenilgisiyle sona ermiş ve 14 Mayıs 1994’te tarafların ortak sınırlarında Uluslararası Barış Gücü konuşlandırılmıştır.

 

4 Nisan 1994'de Moskova, 1998'de Atina, 1999'da İstanbul, 2001'de Kırım'da taraflar arasında görüşmeler yapılmış ancak arzu edilen barış sağlanamamıştır. Zira, Gürcistan yönetimi hiçbir şekilde Abhazya'nın gelecekteki statüsü ile ilgili kabul edilebilir bir öneri getirmemiştir. Bu yetmezmiş gibi Tiflis, Moskova’nın desteği ile Bağımsız Devletler Topluluğu tarafından 1995’ten itibaren Abhazya’ya ekonomik ambargo uygulanmasını ve Abhaz halkının dünyadan tecrit edilmesini sağlamayı başarmıştır. Bunun sonucunda Abhazya'ya insanların gitmesi, her türlü ulaşım ve yardımın yapılması, Abhazların seyahat, haberleşme, eğitim ve öğrenim özgürlüğü tamamen engellenmiştir. Bu insanlık dışı durum bugün itibariyle tüm şiddetiyle devam etmektedir.

 

Savaş sonrasında Abhazya Cumhuriyeti, Gürcistan’ın uzlaşmaz tutumu sonucunda kendi egemenliğini ilan edip devlet kurumlarını tesis etmiş, ‘de facto’ bağımsızlığını sağlamıştır.

 

Geçen süreç içerisinde Abhazya yönetimi Gürcistan ile federal veya konfederal bir yapıda ortak devletin kurulması tekliflerini masaya koymuş olsa da Gürcistan bunları kesinlikle reddetmiştir. Tiflis’e göre, taraflar ancak Abhazya'nın Gürcistan içerisinde azınlık haklarına sahip bir otonomi olmasıyla sorunu çözebileceklerdir. Bu önerinin kapsamı Mikhail Saakaşvili'nin Devlet Başkanı seçilmesi ile daha da daraltılmıştır. Tiflis’e göre Abhazya ve Güney Osetya ile ilgili sorunlar demokratik bir anlayış içerisinde barışçıl görüşmelerle çözümlenecektir. Ancak her iki halk için öngörülen statü ne hikmetse Gürcistan yönetimi tarafından açıklanamamaktadır. Buna rağmen, Saakaşvili'nin iktidara geldikten sonra Acara Özerk Yönetimi'ne karşı uyguladığı askeri ve idari tedbirler Gürcistan yönetiminin ve Saakaşvili'nin demokratik ve barışçı çözümden ne anladığını açık olarak ortaya koymaktadır.

 

GÜRCÜ-ABHAZ İLİŞKİLERİ

 

Abhaz-Gürcü sorununun iyi tahlili için iki ülke arasındaki siyasi bağların geçmişini ortaya koymak gerekir. Abhaz halkı, bu gün yaşamakta olduğu topraklarda otokton bir halktır. Bunu Abhazya’da yapılmış arkeolojik ve antropolojik araştırma sonuçları açıkça doğrulamaktadır. En eski kaynaklar bu bölgede Abhazların çağın siyasal ve hukuki koşullarına uygun yönetimler kurduğunu ortaya koymaktadır. Bunun yanında yine tarihsel süreçte Gürcülerle birlikte zaman zaman ortak yönetimlerin kurulduğu da bir gerçektir. 4. ve 10. yüzyıl arasında çizilmiş haritalarda Gürcistan'ın coğrafyasını da kapsamak üzere bu bölge Abhazya Yönetim Bölgesi olarak adlandırılmaktadır. Dede Korkut destanlarında bile Abhazya'dan bahsedilirken "Kanı Abhaz" yani "Abhaz Hanlığı" tabiri kullanılmaktadır. Bu gerçekleri değiştirmenin ve inkar etmenin olanağı yoktur. 1801’de Gürcüler yönetimlerini Çarlık idaresi ile birleştirirken Abhaz yönetimiyle birlikte hareket etmemiş, Abhazya'daki yönetimler de bu tasarrufun dışında kalmışlardır.

 

Zamanla Kafkasya’da hem Osmanlı hem de Batı devletleri için askeri ve siyasi dengeler Ruslar lehine değişmiş, Osmanlı’nın Karadeniz kıyılarını ve elindeki kaleleri koruması imkansız hale gelmiştir.

 

1918’de Menşeviklerin desteği ve Almanların korumacılığıyla Gürcistan'da yerel feodal beyliklerin kurduğu Demokratik Gürcistan Cumhuriyeti bir takım Abhaz feodalleri ile Abhazya'nın Gürcistan'a katıldığına dair bir anlaşma imzalanmış ise de bu tarihi olay tamamen çarpıtılmakta ve Abhazların aleyhine kullanılmaktadır. Zira:

1. Menşevik destekli Gürcistan Cumhuriyeti Anapa'ya kadar uzanma olanağını elde ettiği halde hiç bir zaman bu toprakların da kendi cumhuriyetine ait olduğunu iddia etmemiştir. Abhazya da bu harekâtın kapsamında işgal edilmiştir.

 

2. Abhazya halkı kendi bünyesinde oluşturduğu devrimci birlikleri ile Demokratik Gürcistan Cumhuriyeti'ne ait birliklere karşı özgürlük savaşını vermek suretiyle Gürcistan'a katılma anlaşmasını imzalayan Abhaz feodalleri ile birlikte işgalci Gürcü birliklerini kendi topraklarından uzaklaştırmıştır.

 

3. Abhazya halkı bu savaşları verirken 11 Mayıs 1918’de kurulan Dağlı Halklar Cumhuriyeti'ne Bağımsız Abhazya olarak katılmış, Gürcistan’ın da bu katılıma hiçbir itirazı olmamıştır.

Daha sonraki aylarda, SSCB'nin oluşmasını müteakiben Abhazya halkı 26 Mart 1921’de Gürcistan Cumhuriyeti ile eşit hak ve statüye sahip bir cumhuriyet olarak SSCB'ye katılmak istediğini bir deklarasyonla kamuoyuna duyurmuştur. 28 Mart.1921’de Kafkasya bürosu bu deklarasyonu aynen onaylamıştır. Aynı karar 31 Mart 1921’de Lenin'e bir telgrafla bildirilmiş ama SSCB lideri hasta olduğu için olumlu veya olumsuz bir cevap verememiştir. Lenin'e gönderilen bağımsızlık mektubunun olumlu bir şekilde karara bağlanmasına dönemin Gürcü kökenli Milliyetler Komiseri Stalin'in engel olduğu gerçektir. Stalin Devrimci Abhaz Yönetimi'ne Gürcistan Cumhuriyeti ile eşit haklara dayalı bir federasyon oluşturmalarını ciddi olarak empoze etmiştir. Hatta Abhazya Yönetimi'nin talep ettiği mali yardım da bu nedenlerle işleme konulmamıştır. 21 Mayıs 1921’de Abhazya'nın yayınladığı deklarasyonu Gürcistan Yönetimi aynen kabul ederek bir beyanname ile kamuoyuna duyurmuştur. (Bunun için AB.A.S.S.R Hükümet Arşivi Vakıf Fond 38 iş 74 s.176’ya bakılabilir.) Ayrıca, Güney Kafkasya Konfederasyonu'nun kurulması esnasında Gürcistan ile Abhazya'nın bu birliğe eşit haklara sahip devlet olarak katılma yolundaki beyanları da söz konusudur.

 

Ne var ki, bütün bu gelişmeler sırasında Sovyetler’deki yönetimin tamamen Stalin'in elinde bulunması ve yine Gürcü kökenli dönemin KGB Başkanı Beria gibi bir kişinin de Abhazya'dan sorumlu olarak Stalin'e yardımcı olması, Abhazya'nın bağımsızlık mücadelesinin bu halkın lehine sonuçlanmasına ve hukuken tamamlanmasına engel olmuştur. Burada tarihsel olarak çok önemli olan bir gerçeğin altını da özellikle çizmek istiyoruz. Gürcistan'ın 1921’de yapmış olduğu anayasada gerek Abhazya ve Abhazlar dahil edilmemiştir. Bunun üzerine Abhazya 1925’te kendi anayasasını yaparak egemenlik hakkını ilan etmiş ancak bu anayasa SSCB ve Gürcistan tarafından kabul edilmemiş, bunun üzerine 1927’de iki tarafın ortak bir anayasa hazırlaması gündeme gelmiştir. Gürcistan Parlamentosu'nca onaylanmış olan bu değişik anayasanın 2 ve 3. maddelerinde Abhazya ve Gürcistan'ın gevşek bir federatif yapılanmaya gidecekleri ön görülmüştür. Bu hukuki yapılanmaya göre ortak egemenlik alanları belirlenmiştir.

 

Ancak tarihler 1931'i gösterdiğinde Stalin ve Beria'nın baskıları ile bu yasal gelişmeler tamamen ortadan kaldırılarak Abhazya Gürcistan'a bağlı otonom bir yapıya zorlanmıştır. Bu yapıyı kabul etmeyen Abhazlar 1925 anayasasına bağlı olarak yönetime devam etmişler, bu yönetim tarzı da 1990'lı yıllara kadar sürekli inişli çıkışlı ve kavgalı bir süreçle devam etmiştir. Bu dönemde Abhazya için Gürcistan Cumhuriyeti'ne dahil özerk bir cumhuriyet statüsü belirgin olarak uygulanmak istenmiştir. Fakat Gürcü Yönetimi ile Özerk Abhaz Yönetimi arasındaki bağımsızlık mücadelesi bitmemiştir.

 

Bu süreci değerlendirirken şu noktaların altı çizilmelidir:

4. Gürcistan Devleti SSCB'ye bağımsız bir cumhuriyet olarak katılırken Abhazya' yı coğrafya, halk ve yönetim olarak bünyesine dahil etmemiştir.

 

5. Abhazya'nın statüsü ve bağımsızlığı ile ilgili gelişmeleri-belgeleri Gürcistan yönetimi kabul etmiştir.

 

6. Abhazya'nın aleyhine statü değişiklikleri Stalin ve Beria'nın baskılarıyla Abhazya’ya dikte edilmiştir.

 

7. Abhazya buna rağmen teslimiyeti kabul etmeyip, bağımsızlık savaşı vermeye devam etmiştir.

Sovyetler Birliği dağılma sürecine girdiğinde, ilk bağımsız devletini kuran Gürcistan olmuştur. Esasen batılıların ortak kanısına göre Sovyetler Birliği'nin dağılmasında en büyük rolü dönemin Gürcü kökenli Rusya Dışişleri Bakanı Eduard Şevardnadze yüklenmiştir. Bu da bağımsızlığını ilan eden Gürcistan'ın zaman kaybedilmeden tanınması ve başta Birleşmiş Milletler olmak üzere Batı kurumlarınca üniter devlet şeklinde kabul edilmesi sonucunu doğurmuştur. Esasen Sovyetler Birliği'ne karşı bir politika izleyen ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasını isteyen Batı’nın Gürcistan'ı sempati ile kucaklaması normaldi. Sonuç olarak hiçbir hukuki ve siyasi analize gerek duymadan Gürcistan'ın üniter devlet yapısı rahatlıkla kabul edilmiştir. Gürcü Yönetimi bağımsızlığını ilan eder etmez fiili ve hukuksal olarak SSCB ile olan bütün bağlantılarını keserek 1921 anayasasına döndüğünü ilan etmiştir. Bu durum da en başta Türkiye olmak üzere bütün Batılılarca adeta yarış halinde kabul edilmiştir. Durumun böyle olmasına rağmen ortada halledilmeyen bazı problemler vardı. Bu problemlerin başında da Abhazya Özerk Cumhuriyeti'nin durumu gelmekteydi. Gürcistan SSCB’den ayrılırken bünyesindeki özerk cumhuriyet statüsüne sahip Abhazya’ya hiçbir öneri getirmemişti. Yeni yapıda ne hukuksal ne de ‘de facto’ olarak Özerk Abhazya Cumhuriyeti hakkında bir bilgi yoktu. Oysa ki, Gürcistan'ın dayandığı 1921 anayasasında Abhazya'nın Gürcistan'a dahil olduğuna dair hukuki bir ibare ve madde bulunmamaktaydı. Ayrıca, Gürcistan bu anayasaya dayanarak SSCB'ye girerken Abhazya'yı kendi bünyesinin dışında bırakmıştı. İşte bu durumun sonucu Türkiye ve batılılarca araştırılmadan, incelenmeden kabul edilen üniter Gürcistan Devleti, Abhazya, Güney Osetya ve Acaristan'ı askıda bırakarak bağımsızlığını dünyaya kabul ettirme yoluna girmiştir. Buna karşı Abhazya, bu oldu bittinin kabul edilemeyeceğini, kendi statülerinin de belirlenmesi gerektiğini ileri sürerek, 1925 anayasasına döndüklerini ve egemenliklerini ilan ettiklerini kamu oyuna deklere etmek suretiyle Gürcistan'a görüşme teklifinde bulunmuştur.

 

Abhazya'nın kendi hukuki statüsünün belirlenmesi ile ilgili Gürcistan yönetimine yapmış olduğu görüşme ve barış tekliflerinin tamamı Gürcistan yönetimi tarafından ret edilmiştir. Bununla yetinmeyerek 1992’de hapishanelerindeki bütün mahkumları serbest bırakıp silahlandırmak suretiyle askeri birlikleri ile birlikte 14 Ağustos 1992 de Abhazya'yı işgal operasyonunu başlatarak, Abhazya'ın görüşme tekliflerine savaşla cevap vermiştir.

 

Statü tartışmaları ile ilgili son olarak şu hususların tespiti gerekmektedir:

8. Gürcistan'ın bağımsızlığını ve üniterliğini ilan ederken dayanak yaptığı 1921 anayasası aslında gevşek federasyon (konfederasyona yakın) bir anayasa olduğunu ve bunun getirdiği statü ve düzenlemelerin uluslararası hukuk anlamında geçerli bir yapı meydana getirdiğini göz ardı etmiş ve görmezlikten gelmiştir.

 

9. Gerek bu anayasada ve gerekse Gürcistan'ın SSCB'ye katılması iradesinde Abhazya'nın toprak, nüfus ve yönetim olarak Gürcistan'a dahil olmadığını Gürcü yönetimi kabul etmiştir.

 

10. Federal bir anayasayla kurulmuş olan bir devletin üniter bir devlet olarak kabul edilmesi uluslararası hukuk bakımından hiç bir şekilde olanaklı değildir. Ne var ki batılıların Şevardnadze'ye duydukları sempati ve SSCB'nin dağılması sürecine sıcak bakmaları sonucu Gürcistan'ı hiçbir şekilde analize tabi tutmadan üniter devlet olarak bünyelerine alma hatası içine düşmüşlerdir.

 

11. Bu durumdan cesaret alan Gürcistan, Abhaz halkı ve yönetimini hiç bir fiili ve hukuki tasarrufuna ortak etmemiş, onları tamamen tecrit etmiş, ayrıca onların statüleri ile ilgili kararları kendisi tek başına ve Abhaz halkına sormadan almak gibi bir yöntemi benimseyerek hareket etmiştir.

Takdir edileceği gibi bu hareket tarzı doğru değildi ve gerçeklere tersti. Nitekim iki ülke arasındaki savaşa Gürcistan'ın yanlış ve tek taraflı hareket tarzı sebep olmuştur.

Savaş bilindiği gibi Abhazya'nın zaferi ile sona ermiştir. Kahvesini Sohum'da içebileceğini söyleyebilecek kadar iyimser ve olaya basit bakan Şevarnadze ve yönetiminin hesaplayamadıkları faktörler vardı; Abhaz halkının soydaşları Kuzey Kafkasyalılar ve diasporadaki tüm Kuzey Kafkasyalılar maddi ve manevi destekleri ile Abhaz halkının yanında olmuşlardır. Bu destek 14 yıl önce olduğu gibi bugün savaş çıkarsa fazlasıyla yapılacaktır. Bunda kimsenin en ufak bir kuşkusu olmasın.

 

TARAFLARIN POLİTİK KONUMLARI

 

Soruna tarafsız yaklaştığımızda durumu şöyle özetlemek mümkündür: Savaşın sona ermesi ile kendi egemenliğini ve yönetimi oluşturan Abhazya ‘de facto’ olarak bağımsızlığını sürdürmektedir. Özellikle 4 Nisan 1994 tarihli dört taraflı (Abhaz-Gürcü-Rus ve AGIT) anlaşma ile Abhazya Devleti'nin uluslararası sujeliği kesinleşmiştir. Nitekim, yapılan görüşme ve anlaşmalarda Abhazya ‘de jure’ olarak kabul edilmese de ‘de facto’ olarak ve uluslararası sujeliği ile kabul edilmektedir.

 

Belirttiğimiz gibi Abhazya, savaş sonrası Gürcistan ile federal veya konfederal çözüm önerileri götürmüş ama kabul görmemiştir. Abhazya’nın da Gürcistan'ın iç hukuku bakımından ele alınmış bir statüyü kabul etmesi mümkün değildir. Bu durumu çok iyi değerlendiren Abhazya yönetimi kendi tezini olgunlaştırarak bağımsız bir devlet fikrini ısrarlı bir şekilde savunma pozisyonu almıştır. Bu anlamda Abhazya'da çağdaş bir demokrasi ve çağdaş bir yönetim tarzı geliştirilmiş, uluslararası gözlemcilerin nezareti ile parlamento seçimleri gerçekleştirilmiş, halkın iradesi ile belirlenen cumhurbaşkanı göreve getirilmiştir. Ayrıca Abhazya'da devletin yasama, yürütme ve yargı erki ayrıntılı ve çağdaş hukuk tekniğine uygun olarak oluşturulmuştur. Abhazya halkı ise gelinen bu noktayı psikolojik, siyasal, uluslararası hukuk açısından vazgeçilmez bir netice olarak algılamıştır.

 

Fiili durum böyleyken Gürcistan’ın uluslararası camiada bağımsız ve üniter bir devlet olarak kabul edilmesine karşın Abhazya, hakkı olduğu halde ‘de jure’ temsil kabiliyetinden yoksun olmasına bağlı olarak uluslararası platformlarda sesini duyuramamıştır. Bu durum Abhazya'nın önüne aşılmazı sor engeller çıkarmıştır. Hukuki, siyasi ve uluslararası destek bakımından yalnız kalan Abhazya'nın bu durumu Gürcistan tarafından hep istismar edilmektedir.

 

Gelinen son noktada taraflar arasında şu problemler de çözüme kavuşturulmamıştır:

12. Gerek Pankisi gerek Kodor vadisinde Gürcistan’ın eğittiği yerel ve yabancı birlikler, Abhazya Cumhuriyeti’ni sürekli tehdit eder biçimde konuşlandırılmıştır. Abhazya’nın ısrarlarına rağmen bu birlikler geri çekilmemiştir.

 

13. İyi niyet jesti olarak bile Abhazya’ya uygulanan ambargonun kaldırılmasına veya hafifletilmesine Gürcistan asla yanaşmamaktadır. Abhazya halkına yardım amaçlı giden ticari gemiler silah ve askeri malzeme taşımadıkları halde Gürcistan tarafından alıkonularak Poti limanına çekilip yükleri boşaltılmaktadır.

 

14. Bu gemilerin Türkiye tarafından Gürcistan'a askeri yardım mahiyetinde verilmiş olan hücumbotlarla kontrol edilerek Poti'ye götürülmesi de gerek Abhazya gerekse Kafkas kökenli 7 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı arasında çok ciddi kaygı ve infiale sebep olmaktadır. Zira bu gemilerin alınmasında bu 7 milyon insanın da alın teri ve vergileri vardır. Sonuçta bu hücumbotlar kardeş Abhaz halkına karşı kullanılmaktadır.

 

15. Abhazya'nın Gal bölgesine iki tarafça yapılan anlaşmalara dayanılarak yerleşmiş olan Gürcü kökenli Abhazya vatandaşları sürekli Abhazya aleyhine kışkırtılmaktadır.

 

16. Bu bölgede, Abhazya halkına ve devletine yönelik terörist eylemler yapılmakta, oluşturulan çetelerle Abhazya üzerinde tehdit ve korkunun yerleştirilmesi amacı güdülmektedir.

 

17. Yine tarafların imzalamış oldukları 4 Nisan 1994 tarihli anlaşmaya karşın mülteci durumunda görülen Gürcü kökenli insanların Abhazya'ya dönüşleri ile ilgili Gürcistan'ın gerçeklere aykırı olumsuz tutumu nedeniyle bu konuda bir birliktelik sağlanamamaktadır.

Nitekim Gürcistan devleti yukarıda belirttiğimiz gibi uluslararası avantajlı durumunu kullanarak bu durumu Abhazya aleyhine sürekli olarak istismar ederek kullanmaktadır.

 

Bunların yanında bir nevi tecrit edilmiş olan Abhazya halkının Rusya Federasyonu'ndan pasaport almasını, Abhazya'nın Rusya'ya elektrik enerjisi satmasını, Rusya'nın demiryolunu Abhazya'ya uzatması vs gibi Abhazya'nın zorunluluğundan doğan bir takım problemleri de Gürcistan Devleti taraflar arasındaki sorunun çözülmemesine yardım edecek şekilde kullanmaktadır.

 

Bütün bunların yanında, Gürcistan yönetiminin hemen her konuda olayları tırmandırmak ve ortalığı gergin hale getirmek suretiyle, hatta Rusya Devleti ile çeşitli anlaşmazlıklar çıkartarak Abhazya üzerinde fiili bir baskı kurmaya çalışması sorunun çözümüne yardımcı olmamaktadır. Aksine sorunun çözümünü zorlaştırmaktadır. Bunların yanında Gürcistan'ın Abhazya ve Güney Osetya ile ilgili sorunlarını kendi iç meselesi olarak algılayıp kamuoyuna gerçekleri tamamen gözardı ederek böyle sunmaya yönelmesi de problemin taraflar arasında çözümünü zorlaştırmaktadır. Gürcistan'ın Abhazya ve Güney Osetya sorununu kendi iç meselesi olarak algılamayı yansıtmak istemesine karşılık olayın gerçek mahiyeti böyle değildir ve hiç bir zaman da böyle olmayacaktır. Zira, bu gün Kafkasya'da Kafkas kökenli kardeşlerimizin tamamı kardeş Abhazya'nın ve Osetya'nın sorunları ile maddi ve manevi şekilde birinci derecede ilgilenmektedirler ve ilgilenmeye de devam edeceklerdir. Bunun yanında Kafkas kökenli olarak Türkiye vatandaşı olan 7 milyon civarındaki vatandaşımız ve diğer devletlerdeki kardeş kökenli insanlarımız bu sorunlarla bütün imkanları nispetinde maddi ve manevi olarak ilgilenmektedirler ve ilgileneceklerdir. Durum böyle olunca Gürcistan'ın algılamasının tersine Abhazya ve Osetya'nın Gürcistan ile olan sorunu gerek anavatan gerekse diasporadaki bütün Kuzey Kafkasyalıların ortak bir sorunu haline gelmiştir. Bu nedenle sorunun Gürcistan'ın iç sorunu gibi algılanması yerine tarihi gerçeklere, evrensel hukuk ilkelerine, uluslararası hukukun temel kaynaklarına ve insan haklarına dayalı bir sorun olarak algılanması, adil bir şekilde barışçı yollarla çözülmesi zorunlu olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

18. Şu andaki durum itibariyle taraflar arasında fiili savaş bitmiştir. Ancak hukuki ve diplomatik savaş bütün gücüyle devam etmektedir.

 

19. Bugüne kadar yapılan barış görüşmelerinden özellikle Abhazya halkı ve devletinin istek ve ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde bir sonuç çıkarılamamıştır.

 

20. Gürcistan yönetimi uluslararası konjonktürün kendisine tanıdığı avantajlara dayanarak ve bu avantajları kullanarak Abhazya ve Güney Osetya hakkındaki özverisiz ve katı tutumunu sürdürmektedir.

 

21. Abhazya'ya konulmuş olan ambargolar ağırlaşarak devam etmektedir. Gürcistan yönetiminin bunları kolaylaştırma ve hafifletme konusunda ciddi bir özverisi ile karşılaşılmamaktadır.

 

22. Abhazya halkı ve yönetimi karşılaştığı bütün zorluklara karşı hali hazırda ‘de facto’ olarak da olsa sahip olduğu pozisyonu sürdürmeye kararlıdır.

 

23. Gürcistan yönetimi başta mülteciler olmak üzere taraflar arasındaki anlaşmazlık konuları hakkında dünya kamuoyuna doğru bilgileri yansıtmamaktadır. Nitekim Gal bölgesine geri dönmüş olan Gürcü kökenli Abhaz vatandaşlarını (60.000 kişi) sürekli olarak yok saymaktadır. Mülteci sorununu en geniş çapta istismar yoluyla ayakta tutmaya çalışmakta ve buna dayanarak da ciddi miktarda yardım almaktadır. Ne var ki almış olduğu bu ciddi yardımlardan Gal bölgesindeki Abhaz kökenli Gürcülere hiçbir şekilde bu güne kadar pay ayırmamış, üstelik bu durum yardım veren kuruluşlarca görmezlikten gelinmektedir.

BUGÜN İTİBARIYLE OLAYLARI DEĞERLENDİRECEK OLURSAK:

24. Saakaşvili'nin Gürcistan Cumhurbaşkanı seçilmesi ve bir anlamda kadife devrim diye nitelendirilen olaydan itibaren Gürcistan yönetiminin Abhazya ve Güney Osetya sorunlarını algılamakta, bu sorunların çözümleri ile ilgili tedbirlerin alınmasında önemli değişiklerin de gündeme geldiği bir vakıadır.

 

25. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi çeşitli siyasi, dini ve stratejik nedenlerle Gürcistan'ın yanında yer alan Batılı Devletlerin ve ABD'nin Saakaşvili yönetimini, Rusya'ya, dolayısıyla Abhazya'ya ve Güney Osetya'ya karşı fiilen destekledikleri bir gerçektir. Bu desteği, askeri yardım, askeri eğitim yardımı, parasal yardım ve Gürcistan'da kurdurulmuş olan sivil toplum örgütlerini kullanmak suretiyle sağladıkları da ayrı bir gerçektir. Bu destekler Gürcistan yönetimi'ni gerek Rusya'ya karşı, gerekse Abhazya ve Güney Osetya ile olan sorunlarını çözmesinde daha uzlaşmaz hale gelmesine ve sorunlarını askeri yollarla ve silahla çözeceği konusunda bir eğilime girmesine neden olmaktadır.

 

26. Nitekim, bu günlerde çeşitli Amerikan ve Rusya basınında sık sık yer alan haberlere göre Gürcistan yönetiminin savaşı fiilen bahar aylarında başlatacağı ve sorunları silahla çözeceği konusunda haberler sık sık yayınlanmaktadır.

 

27. Saakaşvili yönetimi bunun ilk işaretini Acara Bölgesi'nde vermiştir. Acara harekâtı diğer sorunların da silahla çözümlenmek istendiğinin bir başlangıcı olarak görülebilir.

 

28. Özellikle ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nde ve Hazar Havzası enerji kaynakları ve enerji ulaşım yolları ile ilgili jeostratejik hedefleri nedeniyle Rus Federasyonu yönetimi ile çeşitli görüşmelerde bulunduğunu, Abhazya ve Osetya sorununu bu görüşmelerde ciddi olarak ele alındığını tahmin etmek zor bir şey değildir. Bütün bunların sonucunda Saakaşvili'nin büyük ihtimalle Batı'dan aldığı destek, yakın komşusu Türkiye'den ve ABD'den gördüğü askeri, askeri eğitim ve parasal destekle böyle bir savaşı göze alabilmesi ihtimalden uzak görülmemektedir.

Bu olaylara Saakaşvili'nin; eğitimini Amerika'dan almış ve ciddi boyutta ABD'nin politikası ve ABD'nin Ortadoğu ve Kafkaslara yönelik politik projeleri ile eğitilmiş olarak başa geçtiğini eklersek sorunların çözümünde askeri metodlara başvurulabileceğini rahatlıkla düşünebiliriz.

 

Bu olayların bütünüyle ele alınarak değerlendirilmesi sonucunda şu hususların altını önemle çizme gereğini duyuyoruz:

1. Gürcistan 1774 Kaynarca anlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu ile Çarlık Rusyası'nın onayları ile kazandığı kısa dönem bağımsızlığından başka tarihin hiç bir döneminde bağımsız ve üniter bir devlet olmamıştır. Halkların uluslaşmaya ve ulus devletini kurmaya en fazla çaba gösterdikleri dönemlerde Gürcü halkı ve yönetimi kendi bağımsız iradesi ile Çarlık Rusyası'nın egemenliğini kayıtsız ve şartsız olarak kabul etmiştir. Bu kabul ediş de SSCB'nin dağılma sürecine girdiği tarihe kadar fasılasız ve kayıtsız olarak sürmüştür bu özellikle altı çizilmesi gereken bir tarihtir.

 

2. Abhazya halkı ve yönetimi Gürcistanla yakın tarihte kendi istek ve iradesi ile hiç bir zaman işbirliği yapmamış ve yönetim birliğini oluşturmamıştır. Yukarıda verdiğimiz bilgilerden de açıkça anlaşılacağı üzere Abhazya'nın hukuki ve siyasi statüsü baskı ile ve zor kullanılarak Gürcü kökenli Stalin ve Beria tarafından SSCB'ye katılmış olan Gürcistan'a dahil edilmek suretiyle belirlenmiştir. Aynı şekilde bir halk ve bir ulus ortada hiç bir gerekçe yokken ikiye bölünmek suretiyle yarısına Güney Osetya diğer yarısına Kuzey Osetya denilerek iki bölüme ayrılmış ve Güney Osetya da Gürcistan'a dahil edilmiştir.

 

3. Gürcistan yönetiminin bu gerçekleri gözardı etmesinin en büyük nedenleri ise batılı devletlerin bu bölgenin siyasi tarihini yeteri kadar araştırmamış olmaları, Gürcistan yönetimini kendi saflarında tutmayı pratik olarak doğru ve yararlı düşünmeleri, ABD'nin ise Gürcistan'ı kendi büyük proje ve politikalarında askeri üs olarak yararlanabileceği bir uç bölge olarak telakki etmesinden kaynaklanmaktadır.

 

4. Bunların yanında Gürcü yönetiminin ve Gürcü halkının psikolojik ve insan yapısıyla egoist ve bir anlamda kendilerini üstün ırk gören başka yakın komşu halklara bu nedenle emir etmeye hakları olduğuna inanan bir yapıya sahip olması da eklenebilecek bir husustur.

ÇAĞRI

 

Gürcistan devleti ve halkına, ABD’ye, AB’ye ve 7 milyon insan olarak yaşadığımız ve yaşamaktan da gurur duyduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yöneticilerine çağrıda bulunarak talep ediyoruz:

 

Bütün bu gerçeklere rağmen, Gürcistan yönetiminin çeşitli menfaat ve amaçlarla da olsa kayıtsız ve şartsız askeri olarak, parasal olarak ve politika olarak Abhazya ve Osetya aleyhine desteklenmesi doğru ve gerçekçi değildir. Bu desteğin kesilmesini ve destek yapılacaksa barış ve barışın sağlanması için yapılmasını talep ediyoruz. Bu desteğin sürmesi bu bölgede barışı ve huzuru getirmeyecektir, aksine daha fazla acının, daha fazla çözümsüz sorunların ve daha fazla savaşın doğmasına sebep olacaktır. Ayrıca, desteği verenlerce beklenilen menfaatler de gerçekleşmeyecek, ciddi anlamda kesintiye uğrayacak ve Kafkasya’nın istikrarını ciddi şekilde etkileyecektir.

 

Zira başlayacak bir savaşın uzun süreceğini, yine binlerce suçsuz insanların öleceğini, çocukların yetim ve öksüz kalacağını, bu savaş süreci içersinde tüm kardeş Kafkas halklarının şu veya bu şekilde yer alacağını, savaşın da beklenmedik şekilde tüm bölge için olumsuz gelişmeler doğuracağını özellikle vurgulamak istiyoruz.

 

Abhaz halkı (yani kardeşlerimizin) başkaca gidebilecekleri bir vatanları ve yerleri yoktur. Onun için ölmeleri ile bu savaşı kaybetmeleri arasında Abhazya halkı ve yönetimi için bir fark olmayacaktır. Bu nedenle bu savaşı koşullar ne olursa olsun sürdürmek zorundalar ve sürdüreceklerdir.

 

Kafkas -Abhazya Dayanışma Komitesi olarak Abhazya halkı ve hükümeti, Osetya halkı ve hükümeti adına, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı 7 milyon Kafkas kökenli insanımız adına ve tüm diasporada yaşayan kardeşlerimiz adına hangi nedenle ve çıkarla olursa olsun Gürcistan'a destek veren devlet kurum ve kuruluşlarından savaşın desteklenmemesini, savaş için yardım yapılmamasını, şu veya bu şekilde savaş yapmak isteyenlerin engellenmesini sorunların tarihi, hukuki ve insan hakları gerçeklerine dayalı olarak barışcı yollarla çözülmesine yardımcı olmalarını, bütün desteklerini, barış ve barış için yapmalarını önemle ve özellikle talep ediyoruz. Tarih : 09.02.2006 Sayı : 2006 / 008

 

SAVAŞ DEĞİL BARIŞ İSTİYORUZ!

 

Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi

 

Adına

 

Başkan

 

İrfan ARGUN

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/4/2007 - CUMHURBAŞKANI SN. SERGEY BAGAPŞ' IN ABHAZYA HALKINA VE DİASP

Kategori: SEGEY BAGABS



DEĞERLİ KAMUOYUMUZA (18.10.2005)

Abhazya Devleti Cumhurbaşkanı Sayın Sergey BAGAPS'IN
Abhazya halkı ve Diaspora'ya hitaben "yeni yönetim görüşleri" ile ilgili
açıklamalarını bilgilerinize arz ediyoruz.

Tek amacı Abhazya'ya hizmet olan Kafkas Abhazya Dayanışma Komitesi faaliyetlerini her vesile ile izole etmeye çalışan zihniyete de bir cevap olduğunu düşünmekteyiz.

Abhaz Devleti ve halkı nezdinde Diaspora olgusunun ne kadar güçlü ve duyarlı olduğu hususunda en yetkili ağızdan ifade edilmiş olan bu açıklamalar kamuoyumuzun bilgilenmesini ve Abhazya'nın bağımsızlık anlayışına da alternatif yaratmaya çalışan azınlıktaki çevrelerinde ders çıkarmasını diliyoruz.

Saygılarımızla
KAFKAS ABHAZYA DAYANIŞMA KOMİTESİ
ADINA BASKAN
İRFAN ARGUN

CUMHURBAŞKANI SN. SERGEY BAGAPŞ' IN ABHAZYA HALKINA VE DİASPORAYA YENİ YÖNETİMİN GÖRÜŞLERİ İLE İLGİLİ AÇIKLAMASI
(Yazının Geliş Tarihi 18.10.2005)

Yönetimin politik çizgisi:

Yönetimin çizgisi anayasada belirtildiği gibi, Abhazya halkı tarafından belirlenmiştir. Halkın kararı bağımsız demokratik bir devlet kurma yönündedir. Devletin yöneticilerinden de başka bir politika asla beklenemez.

Yeni yönetimin Abhaz(Abaza) Diasporasına Bakışı:

Diaspora; halkımızın ayrılmaz bir parçası diye düşünüyor ve ayrı değerlendirmiyorum. Abhazya'da yaşayan Abhazlar gibi onlarda ata vatanlarına karşı sorumluluklara sahiptirler. Kaderin cilvesiyle bugün maalesef bölünmüş bir millet halindeyiz. Bu sadece bizim değil kan kardeşlerimiz Adige ve Ubıh halklarının da yaşadığı bir trajedidir. Bu trajediyi unutmamalı ancak geçmişte bırakmalıyız çünkü günümüzde herşey daha farkli, ata vatanımızda çağdaş, demokratik bir devlet kurma çalışmalarına katılmak isteyen herkes bu imkana sahiptir. Belki bu imkanlar kısıtlı olabilir amma, o var ve onu değerlendirmek gerekir. Şunu bilmeliyiz ki biz hep birlikte çalışırsak hedefe daha kısa zamanda ulaşırız. Abhazya yönetimi ülkede her türlü yatırımı desteklemekte ve diasporamızdan da yatırımcıları beklemektedir. Abhazya'nın uzun vadeli ekonomik gelişimi çercevesinde onların tekliflerini de bekliyoruz. Abhazya belirgin bir ekonomik potansiyele sahip. Önümüzde çözüm bekleyen ekonomik, kültürel ve sosyal problemler var. Her Abhaz (Abaza) dünyanın neresinde doğmuş ve yaşıyor olursa olsun kendisini Abhazya'nın vatandaşı saymalı. Abhazya, onların ata yurdu, onların tarihi vatanları, atalarının binlerce yıl yaşadığı, dillerini, örf-adetlerini ve kültürlerini korumak uğruna savaştıkları ve şehit düştükleri öz vatanlarıdır.

Abhaz diasporasının kurtuluş savaşımızda Abhazya'ya katkıları:

Yukarıda söylediklerimi yakın tarihde yaşadığımız kara günler de doğruluyor. Gürcü silahlı kuvvetleri Abhazya'ya saldırdığında ve Gürcistan, Abhaz adı taşıyan her şeyi dünya üzerinden silmeye kalktığında, Türkiye'de Suriye'de ve diğer ülkelerde yaşıyan kardeşlerimiz güçleri yettiğince tüm yoları aşarak ata yurtlarını korumaya geldiler. Onlar, diğer halkların temsilcileriyle birlikte Abhazya'nın ve Abhaz halkının onuru için savaştılar, şehit düştüler. Onlar ateş içindeki vatanlarına

her türlü zorluğa göğüs gererek ulaştılar, bu bir kahramanlıktır. O zor günlerde genç kardeşlerinin yanında vatanımızın onurunu kurtarmak için, Türkiye'den gelen Abhaz kızlarını unutmamız mümkün mü? aslında bunda şaşılacak birşey de yok
çünkü Abhazya onların ata yurdu, atalarının beşiği. İşte bu ortak vatan, ortak dil, kültür bizi birleştiriyor. Bizi birleştiren payda Apsuara onurudur. Bizim
kardeşlerimiz gerek politik gerekse maddi yardımlarıyla Abhazya'nın kurtuluşunda önemli rol oynadılar. Artık savaş yok, fakat önümüzde daha kolay olmayan bir etap var, bu etap Abhazya Devleti'nin bağımsızlığının pekiştirilmesidir. Abhazya gelişen demokratik bir devlet olacaktir. Bizim ortak yükümlülüğümüz, onun kuruluşuna yardımcı olmaktır.

Savaştan sonra katedilen mesafaler:

Savaş sonrası dönemde Gürcistan'ın talebi ile uygulanan uluslar arası yaptırımlara bizim halkımız göğüs germeyi başarmıştır. Biz Abhazya'ya uygulanan uluslararası baskıya göğüs gerdik ve bağımsızlık için barışcı mucadelemize devam ediyoruz.
Uluslararası izolasyon hızlı tempolarla ekonominin gelişmesine imkan vermiyor, birinci cumhurbaskanı Sn. Vladislav Ardzinba'nin önderliğindeki eski yönetim ve simdiki yönetim, devletimizin gelişmesi için tüm imkanları değerlendirmiş ve değerlendirmektedir. Ne kadar zor olsada halkımızın taleplerini karşılayabiliyoruz ve dış borcumuz da yok.

Savas sonrası Abhaz halkı referendum yaparak ve hukuki olarak bağimsiz Abhazya devletinde yaşama kararını kesin olarak belirlemiştir. Abhazya'nin politik statüsü nedir sorusu bizim için artık soru olmaktan çıkmıştır.

Bu yıllarda demokrası ideallerini savunan, devlet enstitüleri ve sivil kuruluşlar oluşturulmuş, sağlik, eğitim, kültür ve insan hakları vs. gibi her alanda devlet yeniden yapılanmıştır. Bugün en büyük gücümüz devletimizin savunmasına aktarılmaktadır. Bu bizim için son derece önemli, çünkü halen topraklarımızda gözü olan bir düşman varken ordumuzu güçlü kılmak zorundayız.

Yeni yönetimin geri dönüş prosesine nasıl baktığı ve tarihi vatanına dönmek isteyen kişiler için alınan önlemler:

Biz halkımızın birleşmesini istiyoruz ve tarihi yanlışların düzeltilmesinden yanayız bu konuda; ilgili uluslar arası kurulusların yardım edeceğini umuyoruz.
Devletimizin ve halkımızın maruz kaldığı talihsizlikler, bizim kendi toprağımızda nufusca az olmamızdan kaynaklanmaktadır.

Bu gün ise durum daha farklı ve ondan faydalanmak lazım. Bu süreci daha sağlıklı geçirmek için geri dönüş ile ilgili problemlerin çözümünde birlikde çalışmalıyız.
Devlet programı için çalişmalara en kısa zamanda başlamalıyız, bu çalışmalara diaspora temsilcilerininde katılması gerek. İlk iş olarak, Türkiye-Abhazya arasında direk deniz yolu bağlantısının açılması gerekmektedir. Biz bu sorunu Türkiye
Cumhuriyeti yöneticilerine ilettik ancak maalesef hala bir gelişme kaydedemedik. Sorunu Gürcü-Abhaz problemi çercevesinde çözmeye çalışıyor ve bize kabul edemeyeceğimiz öneriler sunuyorlar. Ancak biz bu probleme tekrar döneceğiz. Türkiye demokratik bir ülkedir, bu yüzden ata vatanlarını ziyaret etmek ve oraya dönüş yapmak isteyen vatandaşlarının haklarını kısıtlamamalıdır.

İstanbul'daki Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesinin Çalışmaları Konusundaki Düşüncelerimiz:

Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi, en güç zamanda büyük bir politik efor sarfetmiştir. Savaştan sonra da komite her zaman Abhazya ile birlikte idi. Türkiye'deki Abhaz topluluğu sivil politik bir kuruluş olan Dayanışma Komitesi'nin etrafında toplanmalıdır. Abhazya Devleti'nin temsilcisi ve Dayanışma Komitesi şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da her alanda Abhazya Devleti'nin çıkarlarını temsil etmeli ve korumalıdır.

Bizim için diasporanın birliği çok önemlidir. İstenmedik sonuçlar doğuracak ayrılıklara asla sebep verilmemelidir. Diaspora kendi kurduğu Komite ile karşılaştığı durumlara göre hedeflerini kendisi belirledi ve barış sürecinde de karşılaşacağı sorunlara her zaman çözüm üretecektir. Nerede yaşıyor olurlarsa olsunlar bu, bütün Abhazlar açısından son derece önemlidir.

Komite'nin kuruluşundan bu yana çalışmalarına büyük değer veriyoruz. Bunun ispatı olarak ilk Cumhurbaşkanı Sn.Vladislav Ardzinba tarafından Komite, LEON nişanı ile ödüllendirilmiştir. Kral Leon, bilindiği gibi 8. yüz yılda kurulan, Abhaz Krallığı'nın kurucusudur. Abhazya yönetimi tarafından bundan sonra da
Komite'ye önemli görevler verilecek ve ilgiyle takip edeceğiz. Hedefimiz bir-Güçlerimizi birleştirerek bağımsız ve demokratik Abhazya Devletini kurmaktır.

Tüm Abhazya halkına ve Diasporamıza sağlık, başarı ve mutluluk diliyorum.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

ARGUN AİLESİ
Psikoloji Sözlüğü

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

< İlk önce bir sayfa açrak onu .asp ye donusturun. Benim vereceğim kodları yazın... <% Response.Buffer = True %> <%on error resume next%> <% Set getValues = objConn.Execute("SELECT * FROM AYARLAR WHERE A_ID = 0") dk_g = getValues("A_TIMEOUT") recordNo = getValues("A_LINK_RECORD") nRecordNo = getValues("A_NEWS_RECORD") lcid = getValues("A_LCID") Session.LCID = lcid titleAdd = getValues("A_SITE_NAME") msgLimit = getValues("A_MSG_LIMIT") msgTimeout = getValues("A_MSG_TIMEOUT") bannedIPs = getValues("A_BANNED_IPS") passRemind = getValues("A_PASS_REMIND") siteAddr = getValues("A_SITE_ADDR") siteMail = getValues("A_SITE_EMAIL") mailServer = getValues("A_MAIL_SERVER") uyeMetod = getValues("U_METOD") uExp = getValues("U_EXPIRE") mailBil = getValues("A_MAIL_BIL") clientIP = Request.ServerVariables("REMOTE_ADDR") If InStr(1, bannedIPs, clientIP, 1) <> 0 Then Response.Write "BU IP ADRESININ SITEYE GİRİŞİ YASAKLANMIŞTIR!..." Response.END End If %> Şifre Hatırlatma Sistemi - © NB Studios 2002 <% If Session("Oturum") = "Acik" Then Response.Redirect "default.asp" : Response.End %>